Ouroboros: Kuyruğunu Yiyen Yılan ve Ebedi Dönüş

Simyasal dönüştürmenin ve ebedi döngünün kadim sembolü Ouroboros: Amor Fati, kendi sonunu kendi başlangıcı yapan kozmik bütünleşme.
I.Yıkımın ve Yaratımın Çemberi
Kendi kuyruğunu yutarak sonsuz bir döngü oluşturan devasa yılan veya ejderha Ouroboros, simyanın, Gnostisizmin ve ezoterik felsefenin en kadim ve en sarsıcı sembollerinden biridir. O, ne mutlak bir başlangıcı ne de nihai bir sonu kabul eder. Yılan, kendi bedenini (eski formunu) yiyerek kendini besler ve aynı anda kendini yeniden doğurur. Ezoterik felsefede Ouroboros, yıkım ve yaratımın birbirinden bağımsız iki zıt güç değil, aynı madalyonun (veya aynı döngünün) iki yüzü olduğunu kanıtlar.
“Son, sadece yeni ve daha vahşi bir başlangıcın kılık değiştirmiş halidir. Zihin, kendi eski illüzyonlarını parçalayıp (Nigredo) yutmadan, yeni bir felsefi krallık (Rubedo) inşa edemez. Ouroboros, cehennemin ve cennetin tek bir çemberde buluştuğu yerdir.”
Ouroboros'un kuyruğunu yutması bir intihar (Nihilizm) değil, felsefi bir kurban etme (Sacrifice) eylemidır. İnsan, hayatı boyunca kendi eski inançlarını, dogmalarını ve konfor alanını yutup yok etmeli; o enkazın içinden daha güçlü bir benlik inşa etmelidir. Bu, simyanın temel prensibi olan Solve et Coagula (Çöz ve Birleştir) yasasının ete kemiğe bürünmüş halidir.
II.Ebedi Dönüş (Eternal Recurrence) ve Kaderi Sevmek
Friedrich Nietzsche'nin Ebedi Dönüş (Amor Fati) felsefesi, Ouroboros'un modern psikolojideki yansımasıdır. Eğer hayatınızdaki her saniye, her acı, her ihanet ve her mutluluk sonsuz kez, aynen olduğu gibi tekrar yaşanacak olsaydı; bunu bir lanet olarak mı görürdünüz, yoksa coşkuyla kucaklar mıydınız?
Ouroboros, çizgisel (lineer) zamanı reddeder. Zihin, bir varış noktasına (mutlak huzura veya cennete) doğru gitmemektedir; zihin, çemberin etrafında dolanmaktadır. Modern insan, sürekli "bir yere varmaya" ve bir şeyleri bitirmeye odaklandığı için derin bir nevroz yaşar. Felsefi simyager ise bir varış noktasının olmadığını bilir. Acının (Nigredo) yeniden geleceğini, yıkımın her zaman kapıda beklediğini kabul eder ve bu döngüyü (kaderi) vahşi bir neşeyle sever (Amor Fati). Kendi kuyruğunuzu ısırdığınızda, zamanı hapsedersiniz.
III.Jung ve Bilinçdışının Ejderhası
Carl Jung psikolojisinde Ouroboros, insan psişesinin henüz parçalanmamış, farklılaşmamış ilkel bütünlüğünü (uroboric state) temsil eder. Anne karnındaki bebeğin tamlığı gibidir; henüz "ben" ve "öteki" ayrımı (dualite) yoktur.
Bireyleşme (Individuation) süreci başladığında, bu çember kırılır; kılıç çekilir ve ejderha (bilinçdışı) parçalanır. Rasyonel bilinç (Güneş / Logos) doğar. Ancak felsefi aydınlanmanın zirvesinde (Felsefe Taşı), insan kestiği o ejderhayla yeniden barışmak, rasyonel zihnini yeniden o karanlık, ilkel bilinçdışının sularına daldırmak zorundadır. Modern dünyada rasyonaliteye taparak içimizdeki ejderhayı (Gölge'yi) öldürdüğümüzü sandık; oysa sadece kendimizi ikiye böldük. Ouroboros'un çemberini yeniden tamamlamak, ruhun kayıp parçalarını geri çağırmaktır.
IV.Simyasal Sonsuzluk
Eski Hermetik metinlerde Ouroboros'un yanında genellikle "Hen to Pan" (Bir olan Her Şeydir / All is One) yazısı bulunur. Evrendeki hiçbir madde, hiçbir düşünce ve hiçbir enerji kaybolmaz; sadece form değiştirir. Düşen bir yaprak ağacı besler; çürüyen bir düşünce, felsefi bir aydınlanmayı besler.
Eğer zihninizde bir proje bitiyor, bir inanç çöküyor veya bir ilişki yıkılıyorsa, bu mutlak bir son (kıyamet) değildir. Bu, Ouroboros'un çenelerinin kapanmasıdır. Kapanan her çene, yeni bir bedenin yaratılmasını sağlar. Bu yüzden simyager, yıkımdan korkmaz; çünkü yıkımın midesinde yeniden doğumun (Rebirth) tohumlarının yattığını bilir.
V.Son Söz: Çemberin İçindeki Hükümdarlık
Simyasal ve psikolojik dönüşümün döngüsel doğası, ancak Ouroboros ile mühürlenebilir. Zira bizler, felsefi yolculukların bitmediğini, sadece yeni bir evreye evrildiğini biliriz. Eğer zihninizin (mikrokozmosun) egemeni olmak istiyorsanız, sürekli eski versiyonunuzu kurban etmekten (kendinizi yutmaktan) korkmamalısınız.
Cehaletin sahte huzuruna bir daha asla geri dönemezsiniz. Ancak kendi çemberinizi (kendi sınırlarınızı, yaranızı ve şifanızı) kucakladığınızda, dünyanın tüm gürültüsü dışarıda kalır. Kuyruğunu ısıran yılanın çemberi içinde mutlak bir sessizlik vardır; ve o sessizlikte, Felsefe Taşı (Hakikat) parlamaktadır.